Zuhal Yıldızı

  • 30/6/2008 - Sende Naz!
  • Bu gece yine hüznün nakşı vardı gözbebeklerinde,  kayıp giden sehere..Yüzüne aşinâ olan akşam mavisine ve gözlerine çiğ düşüren yağmur damlalarının cama vuruşuna aldırmaksızın seyre daldı zühreyi.

     Ayaklarını uzun zamandır ıslatan yorgunluğa inat uzanıp oturmamak için direniyor, aklının üzerinde hakimiyet kurmasını istediği bedeni camın yanındaki duvara yaslıyordu..Vücudunun tüm azaları her gece ayrılır da kendisinden başka ülkelerin başka şehirlerinde nefes alır; farklı iklimlerden seslenirlerdi düşlerine...Kavgadan henüz çıkmış, yorulmuş; fakat çaresizlik ve yenilgiyi hiç tatmamış bir tarihin en mağrur öyküleri okunurken yüzünde mırıldandı boşluğa;

        “Zaman! kutsî yanışa yetersiz kalan mekan
         Nasıl bir muammasın, kirpiklerimden akan? ”

      Bekliyordu...Kendisine ses vermesini özleyerek bekliyordu..Halbuki bir gece önce ne çok kırmış, nasıl da paramparça hâle getirmişti onu...Bu parçalanmışlıktan aldığı nasibi ve can yangınlarını lügâte dökecek olma düşüncesi bile yetiyordu defalarca ölmesine...Hiç anlaşamamalarına rağmen küsemiyor ve seviyordu onunla söyleşiyi...İsyânkar çığlıkları meskeni edinse de, hırçın dalgaları andırsa da,  istekleri bitmek tükenmek bilmese de seviyordu tüm anlamsızlıkları anlamlı kılmasını...Böylece saniyeler asırlaştı tüketilmeye yüz tutmuş dakikalar içinde...An’lar ilmek ilmek düğümlendi boğazına...

      Tam da derin bir bakışın orta yerinde sımsıkı kapattı gözlerini..İstifini hiç bozmadan;

    “-Geldin mi? ” diyebildi.
    Fısıltı hâlindeki bir sesin mukabelesi yankı yankı sardı benliğini;
    -Geldim ya...
    -Oysa sanmıştım ki...
    -Ne zannetmiştin nefesiyle hayat bulduğum? ..Hangi kan atardamarını, hangi bakış yıldızını,hangi isim sahibini bıraksın ki ben bırakabileyim seni!

      Aldığı cevapla cümleler kısıldı sesinde...Sözün bittiğini ve hiç konuşamayacağını zannettiği bir an topladı da tüm gücünü cevap verdi yutkunarak;

     -Ne zamandır koyup ellerini beline kavga etmektesin benimle...Nicedir o tatlı kaşlarını çatmada, baskı yapmadasın savaşmaktan yorulmuş vücuduma... Sırrıma vâkıf olanken sen, isyana sürükleyişin baktığım akşamlar kadar yakıyor canımı...Doğru olanı bildiğimi bildiğin halde söyleme bana kibri tâç kılmama vesile olacak cümleleri...Haykırışın bitişim değil, dirilişim olsun.

    Cevap verdi gecenin beklenen misafiri;

    -Ben yorulmuyor muyum sanıyorsun? .. Sende olduğumu, seninle hayat bulduğumu bilmene rağmen nasıl da kendinden ayrı tutuyorsun beni? ..Boşuna değildi ki  feryâdım..Gücünü isyanımın sesiyle hissettirmeye çalışışım değildi boşuna...İnancımın burhanıdır çığlığım...

       Hiç ayırmadan gözlerini semadaki yıldızdan, cevabı oldu bu söylemlere de ayakta kalmaya devam ederek;

    -Ey yirmi üç yılımı ihtiyâr kılan muhakemenin esrarı! ...Fısıltıların bir melodi gibi çınlarken kulaklarımda her lâhza, bu yorgunluk türküsü zulümden başkası değildir kendine de bana da...Oysa seni dinliyor, saygı duyuyorum...Kahrın, darmadağın etmeye zorlarken tüm irademi sana emir buyurmak çok mu hoşuma gidiyor? Çileyi yâr eyleyen başımı sana yaslayamamak hangi hazanın rüzgârı bir bilsen... Bana güzellikleri, hayrı ve hasenatı tavsiye hususunda sabırla bekliyorum seni..Hayatıma yön veren sesinden yansıyan ateşin; suya dönmesini....İçimde öldürmeyi hiç  istemeden bana her gece uzanan sesini...

       Usulca yutkundu..Göğe ve seyretmekte olduğuna isyan, bir yıldız akıp geçiyordu soluğundan şimdi..Gözlerindeki yağmur tanelerini kendinden saklamak istercesine sağına çevirdi yüzünü...Gecenin kaderine yayılan ruh iniltileri  sükûtla gelen bir uykuyu tavsiye ediyorlardı ona... Fakat istemiyordu uyumak. Her tan vakti karşısında yenildiği, kendisine boyun eğerek gittiği o nâdide, o berrak, o yaralı varlığı dinlediği kadar dinletmek istiyordu şimdi kendini. Uysal ve duru bir sesle;

    “-Neden sustun? ” diyebildi.

    Kısa bir bekleyişten sonra konuşmaya başladı  büyülü sesin sahibi, tüm ahengiyle;

     -Hatıralara daldım..Yıllardır seni hüsrana uğratan her sonucun ardından küstün bana...Günlerce hatta haftalarca konuşmadığın oldu. İradeni ve gücünü varlığım üzerinden ıspata çalıştın. Oysa ne demiş, ne söylemişsem mutluluğun içindi. Zulümse eğer söylediklerime koyduğun isim, senin beni getirdiğin kırgınlığın adı olsun..

    “-Hayır”..haykırışıyla kıvrandı bu sözlerin karşısında da...

    “-Hayır...Her defasında kulaklarımı dudaklarına dayadım...Kendine de bana da çektirdiğin  eziyetlere rağmen çok kereler tutup ellerinden beni götürdüğün yere gittim..Hangi utancın, ütopyasından geliyor inkârın? .Söylediklerin, inandıklarım olmamasına rağmen sevdim seni...Oysa sen; beni düşündüğünü zannederek hayat felsefemin karşısında durdun tüm büyünle...Şimdi bakıyorum da ne çok şeyler kaybetmişiz! .İyi düşün sözlerimi...Seninle hala bir ikilemin muhasebesini yapıyor olmam, tüm dağılmışlığıma rağmen sana hala avuçlarımı açmam  o narin ve kırılgan duruşunun üzerinde uygulamaya çalıştığım irade ıspatı değil, birlikte menzile yürüme arzusudur...Ağlayışların benim, huzurum senin olsun.

       Şimdi bir çocuk ağlıyor kapladığı yer kadar büyüterek gözlerini. Mevsim bahara susuyor gibi. Temiz bir hasbihâlin gidiş kırgınlığına dokunmak istemiyor ah’lar...Mavi ve koyu bir tebessüm yavaş yavaş uzaklaşıyor benizlerden. Kederin cilvesi yayılıyor gecenin küskünlüğüne. Şimdi bir leke gibi duruyor şeffaf yüzlerde hatalar...Ellerinde siyah görünmesini istediği  beyazlığı çağırıyor dualar.  Bir seher; sabahı bekliyor yeniden, hıçkırarak....Bozuluyor çok sürmeden sükût;

    -“-Peki o zaman susayım mı ebedî? ..Ama susmam için ölmem lazım”-

       Dışarıyı seyreden bakışlarını amansız düşürüyor yere çağın ihtiyar  fidanı.. Vicdanına her akşam uğrayan şuur almaz merhametin teğet geçmesini istiyor da canından, kilitliyor ellerini...Muhattabının; kelimeleri bunca yaralayıştaki sırrına vâkıf olmak için zorluyor kendini..Göz kapaklarının inmemesi için direniyor, oysa yorgun...Mavi-siyahın içine düşen kızıllığa bakıyor hüzün ile...Gecenin bitmemesini diliyor çünkü anlamıyor, anlatamıyor..Soruyor yine de;


    “-Ne zaman varacaksın inşirah’ın sırrına...ve ne zaman bu huzuru anlatacaksın bana?

    Geç kalmıyor beklenen cevabı almakta;

      “-Seni kim anlar ben gibi? ...Kim bakar gözlerine senin aynalara baktığın gibi..Kim düşünür seni benden başka böyle yalnız, böyle deli? ..Yaşadığın dünyanın çirkinliğini görmeden anlayamam gülümsemeni..Her güz bahar, her seda şükür öyle mi? ...Öyle ise ruhunu ve beni yakan bu çığlığın adı ne? O da nefisten gelen isyan dersin yine...Titreyemem, ağlayıp sancılanamam...Varlığımın ne anlamı kalıyor o halde söyler misin? ..Dur deyişlerin bana, susturuşların canını acıtamadığım kadar yakıyor beni...Oysa ben kendimi parçalıyorum öncesinde gerçeklerle yüzleşirken...Sus ki gitsin, duyma da bitsin, hissetme yitsin öyle mi? ...Benden taş olmamı, o lâkabı almamı mı beklemektesin yoksa? ..Gözlerinden yağan yağmura, bakışlarında doğan gökkuşağına inat beni davet ettiğin hissizliğin farkında değil misin?

      Yorulduğunu hissetti bir kez daha...Buruk bir hâletin tezahürüyle hissettirdi sesindeki bezginliği;

     “-Bak! ..birazdan sabah olacak...Yine bir uçurumun yerden yüksekliği ve ürkütücülüğü kadar uzağız birbirimize. Seni anladığım kadar anlasaydın keşke beni...Bu isyanın, dik başlılığın, şefkati dağıtmak için zorlanışların, kaçma isteğin ve telkinlerin bilsen nasıl sızlatıyor beni...En kötüsü de inandığım tüm mukaddesatları tastik ettiğin halde fısıltılarınla yanlış yönlendirme isteğin beni....Öldürme...yavaş yavaş öldürme içimdeki seni. Tut da ellerimden imrenilecek bir yolculuk olsun bizimki..Varlığı sarıp yokluğu ağlatsın. Sükûtu susturup edebi utandırsın..Beyazı davet edip siyahı sancılandırsın...Sus ki canım sürûra boyansın...Yok, vallahi çileye taliplikten vazgeçmiş değilim...Seviyorum derdimi..Ama seninle çekeyim gülistan çilemi...”Ben de köz., söz de iz..Hani biz..-Sen de naz-...Hadi; sen de ağla ki ıstırabım silinsin biraz.”

       Parçası olduğu  hayatta kendi kural ve yaklaşımları ile hiçbirşey anlatamayacağını ve ne denli çaresiz kaldığını anlıyordu bir kez daha. Pencereyi açarak dinmekte olan yağmurun toprağa verdiği kokuyu çekti ciğerlerine. Yüzündeki duru  tebessüm yeniden yelken açarken bilinmezliklere kaşlarının ortasına vuran muştulu sancıyı hissedemiyordu bile. Birazdan, ezanlar gelecekti üzerine doğru...Birazdan içsel bir depreme dönüşen kavgaların yerini Yunus sesi, Mevlana nefesi alacaktı...Huzur tüm simasıyla ay gibi gülümseyecekti birazdan ufkuna...

       Yüzünü, kendine nur gelen karanlığa dönüp seccadesini serdi donuk hareketlerle...İki rekat namaz kılmak için hazırlanırken Azrail’i hissediyordu ensesinde, ölümü özlüyordu. Selamdan sonra acıdan çok uzak ilahi bir gülüş daha gelip kondu dudaklarına. Gözlerinden akanları saklamıyordu bu defa kendisinden de, ondan da...Hiç utanmıyordu hep olur olmaz akmasına kızdığı gözyaşlarından..Elini sol göğsünün altına koyması da gözyaşlarının hedeflediği yere düşmemesini önleyemedi...Saniyelerin hızıyla elini biraz daha biraz daha bastırdı kavgadan yorulmuş yüreğine ve yeniden seslendi O’na;

    “-Seni O’nun adından başka ne ile, başka nasıl susturabilirdim benim söz dinlemez, asi yüreğim? ! ...İklimine girdiğim ve sözlerle anlatamadığım huzuru başka nasıl anlatabilirdim sana? ...Mağrur ve hırçın hallerinin yoruculuğundan nasıl kurtulabilirdim başka? . Ey nazarımın gülü! ..Ey nazımın biricik azası! Şimdi ne güzel, ne duru susuyorsun bana.


    Kâlû Belâ/2007

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/4/2007 - İnşirah
  •  

    Çağların güneşiyle gönlüme doğan gece
    Duamı yıldız gibi parlayan çölüne yaz
    Bir şekil ki bu rüya, irkilişlerden yüce
    Bir sükût ki izahsız, gözyaşına eş ayaz...

    Ellerimde Yesrib(*) 'den kalma çakıl taşları!
    Burada mavi gökler, yerlere daha yakın
    Bilmem anlar mı mazim, Allah diyen başları
    Kalmasa da günümde beni üzen bir 'sakın'.

    Ey Medine diyârı, güllerin has kokusu
    Yola düşen her sebep, vurgun yiyor boşluktan
    Nur yüzünde savrulan, asaletin dokusu
    'Benim' diyen zilleti, kurtarır sarhoşluktan

    Eller,diller sahabe ve sahabe zikirler
    Ne deprem ki, mahşeri gözlerime bağırır
    Cehennemî ateşe zincir vuran fikirler
    Bir mukaddes heybetle canı tenden çağırır...

    Ben sanırdım her nefes; ah'ı gökleri yakan
    Hüzünlü serenatın son adımlık tek düşü
    İhvan zamana mekan, kan mı seslerden akan?
    Neden bu kadar koyu, Hakka giden gözyaşı

    ..............................(21.07.)

    Şimdi tebessüm ağlar, ayrılık vuslatıyla
    Beni bende solduran, gönlüm kendinden ırak
    Varlık yokluğu yıkar hakikat hasletiyle
    Yine ruhumu aldı, hicret kokulu firak...

    (26.07)

    (*) Yesrib; Medine'nin cahiliye dönemindeki adı...

     

    Nuray Alper

     

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/4/2007 - -Gül'ün Yâri Efendim!-
  •  

    Söz biter; hıçkırığa boyanır birgün daha
    Sûret-i cemalimde mahzun çocuklar çağlar
    Benden alır hüznünü seni görmemiş saha
    Fikrimin hicretine tam on dört asır ağlar

    ...........................Efendim! An yaralı, bu güz sensiz hastadır
    ...........................Semalarda titreşen dualarım yastadır

    Toplanır birer birer deryasına seherin
    Nurundan almak için rûhanî güvercinler
    Bilmezler, günah nedir; nerde izi kahırın
    Sesini duyamayan kalbim elimde inler

    ...........................Efendim! Dil isyanda, zikre seni katıyor
    ...........................Halbuki yüreğimde kaç bin Leheb yatıyor

    Kutlu varoluşların en mukaddes olanı
    Duası Abdullah'ın, Amine'nin rüyası
    Sen ey ana rahminin boynu bükük kalanı
    Cihânşumul doğumun en haşmetli ziyâsı

    ...........................Efendim! yokluğunun diğer adıdır ziyan
    ...........................Varlığını haykıran sözlere emridir; yan!

    Sen ki Kureyş müjdesi gonca gonca açılan
    O İlahi rahmetin merhamet yüklü gizi
    Bir feth-i mübîndin ki karanlığa saçılan
    Bitmedi, bitmeyecek zulme verdiğin sızı

    ...........................Efendim! sensizliğim tüketti nedenimi
    ...........................Istırap katre katre sarıyor bedenimi

    Yaralı yüreğiyle yağmurları ağlattı
    Ardından bakıp kalan gül Mekke sokakları
    Gizli bir inilti ki derdi öze bağlattı
    Yılların firâkıyla ağrıdı şakakları

    ...........................Efendim! kir ve kan'dır çağın yüzünden sızan
    ...........................Nasıl şaşırıp kaldı yönü kefensiz mizan

    Hani âli bayramı yaşamıştı Medine
    Râm olup varlığına kurtulurken yoklardan
    Ve takvâ yazar iken canını yüce dine
    Hala utanır Taif yürüyen ayaklardan

    ...........................Efendim! Kör iz'anla emrine uyamadım
    ...........................Düştüm de yollarına kokunu duyamadım

    Bilallerin göğsünde iman ederken taşlar
    Onunla haykırdılar; Allah, Resûl ve Ehad
    Hûşu hakikatine nasıl koşmuştu başlar
    Kanını toprağına değdiremedi Uhud!

    ...........................Efendim! sûretinle ifşa oldu nur nişan
    ...........................Sırtındaki mühürde hayat buldu sonsuz şan!

    Ne güzel gülümserdin Ayşe'nin iffetine
    'Beni nasıl sevdin? ' e cevabındı; kördüğüm
    Çölde kumlar şahitti sevdanın saffetine
    Şimdi bir masal gibi kitaplara sorduğum

    ...........................Efendim! Kutlu çilen, dokunmadı çamura
    ...........................Güzel ahlâk verilmiş özündeki hamura.

    Ellerim, bir güzide yakarışın kelamı
    Mazide nefes alan çöllere hasret sürgün
    Muazzam çığlıkların yönü meçhûl selamı
    İşte hicrana perde ihtiyâr gece ve gün


    ...........................Efendim! Bilemedik niye güzeldir güller
    ...........................ve o lâtif gülleri koparamayan eller.

    (*) Cemal; Allah'ın sıfat tecellisi olarak kullanılmıştır.

     

    Nuray Alper

     

    Bu şiirin hikayesi:

    26.02.2007

    30.03.2007-Zamanın Zeynebi Derneği şiir yarışması'nda birincilik ödülü almıştır.
     
    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/5/2006 - Kırık Bahar
  • Geceme düşünce günahsız buse;
    Benliğe hükmeden şeytan kırılır.
    Kulağım dayansa muştulu sese
    Gönlüme ram olan devran kırılır...

    Siyahî bakışı anıma sersen
    Aklını çelsem de bir gülüversen
    Elinde kalan o,tek gülü versen
    Yarama dökülen kezzap kırılır....

    Çevirip başını baksana bana
    Uzatıp elimi dokunsam sana
    Hem sana,hem bana,hem deli an'a
    Kalemin yazdığı ferman kırılır

    Sezince gölgeni secdeye aksam
    Koklasam kokunu yangını yaksam
    Kör olsa gözlerim tek sana baksam
    Ruhumu kahreden isyan kırılır....

    Ne zaman darılıp kaşını çatsan
    Söz diye sineme sükûtu atsan
    Kalbime amansız bir ok fırlatsan
    Bilmezsin; içimde bahar kırılır...


    Nuray Alper

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/3/2006 - ***DÖNÜŞ***

      • Gel!
        Ne olursan ol yine gel!
        Bin kere tövbe etmiş,bin kere tövbeni bozmuş olsan da gel...
        Umutsuzluk dergâhı değil bizim kapımız....

        MEVLANA

        Geldim!
        Yarama derman eyleyen şifalı yakarışla
        Hükmüne geldim cezanın!
        Çaresizliğine ahın
        Büyüklüğüne adının...

        Dile sürülmemiş duaların;
        Güz kokulu kor alevinde
        Bir çift nurdan güvercin kanatlandı göklere....

        /Karmaşanın deryasında bir rüya doğar baştan yıldızlara...Dedim ki; ”şikayetim var çözüme..Beni yalnız mı koydu nur ki,bakışımdan silindi ay! ”Usulca eğildi de kulağıma,sitemlendi sesime söz;
        “Derdini derman gör ki,dermansız kalmasın dert! ”/

        Göz yaşımın hücrelerinde;
        Canıma kor olan yâr!
        Alnımın eskimeyen yüzü secdelerdeyken
        Ve hala titremedeyken yüreğimin hâr tarafı
        Bitirir mi pişmanlıklar günahı?

        /Saatlerin feyzi hüznü vurmada! Masamdaki kağıtlar hala dağınık! İçimdeki yangını yakmıyor ateş...Feryadım bağırıyor karanlıklara; velhasılı aykırıyım cihana....Yeniden eğildi kulağıma ses;
        “Varlıkta yokluğu arar iken sen,yoklukta varlığı bulamamışsın! ”

        Deccal bakışlı fitne tutsaklığından yuvarlanırken çağrı
        Manevi iklimler parçalanır beynimde...
        Uykuya uyanık bir inadın gülüşü batar da kanıma
        Sonsuzluk mil çeker gözlerime...
        Yeniden bilince açılır dua....

        /Sırrıma vakıf değilse akşam,gizi olmaz ki sabahın! Uyan dünya alemindeki yalan! Seni zelil etmeyen tek gerçeğe olsun yolun!
        Gülümseyerek yüzüme baktı ve usulca kulağıma eğildi aşk;
        “Ben gücümü duadan almıştım....Sanma ki aşık olmaz aşk! Gözündeki perdeyi kaldıran O Yâr’e yandım...Ben O’nun için AŞK’tım..”

        25.12.2005

        Konya-18; 37
    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Her seher sesine dokunan yağmur/ Kırılmış hayallerin baştacı dua/ Kendini aşan zamanların tövbekâr sancısı/ Şiir buhranlarının karanlık akşamı/ Ve ikindi güneşi bir parça.... .....Benim

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • nurulusoy
  • sevimyakici
  • sevtapsevim

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa